Osmanlı-Afrika İlişkileri

Stok Kodu:
9786055397029
Boyut:
13.50x21.00
Sayfa Sayısı:
556
Baskı:
2
Basım Tarihi:
2013
Kapak Türü:
Ciltsiz
Kağıt Türü:
2. Hamur
Dili:
Türkçe
%27 indirimli
37,04
27,04
9786055397029
461433
Osmanlı-Afrika İlişkileri
Osmanlı-Afrika İlişkileri
27.04

Osmanlı Devleti'nin üç kıtadaki hâkimiyetinin en az bilineni şüphesiz Afrika'daki kısmıdır. Roma ve Bizans hâkimiyetlerinin bile bu kıtadaki varlığının daha teferruatlı bilindiği dikkate alınacak olursa XVI. yüzyılın ilk yıllarından XX. yüzyılın başına kadar tam dört asır devam eden sürecin özellikle arşiv ve diğer kaynakların titizlikle incelenerek daha iyi ortaya konması bir gereklilik halini almaktadır. Afrika ülkeleri 1950'lerden sonra elde ettikleri bağımsızlık süreçlerinde iç kavgalar ve komşu devletler arasındaki gergin ilişkilerle ve çoğu askeri darbelerle devamlı çalkalandı. 1990 yıllarda ise Çin ve Hindistan gibi Asya ülkelerinin bu kıtaya giderek artan daha ziyade ekonomik ilişkilerinin bir getirisi olarak yeni kalkınma hamleleri başladı. Ne var ki 2000'li yıllarda eski sömürgeci Avrupa devletleri ile özellikle bu kıtayı genelde ihmal eden ABD bu kıtada her geçen gün nüfuz kaybına uğradıklarını fark ettiler. Böylece büyük güçler arasında Afrika yeniden menfaatler çatışmasına sahne olma sürecine tekrar girdi. En istikrarlı olduğu söylenen Tunus, Fildişi Sahili, Libya, Mısır gibi ülkeler bir anda büyük kaos ortamlarına sürüklendiler. Bu yeni süreç adeta XVI. yüzyılın başındaki İspanyol ve Portekiz işgallerine, özellikle de XIX. yüzyılın son çeyreğindeki Fransa, İngiltere, Almanya, İtalya, Belçika, İspanya ve Portekiz gibi Avrupa ülkelerinin istilaları sonrasında kıtayı kendi aralarında paylaşıp sömürgeleştirme hamlelerini hatırlatmaktadır. Osmanlı-Afrika İlişkileri kitabı genel anlamıyla bu kıtanın sömürgeleştirilmesine karşı yerli idarelerle ve halklarla kurulan işbirliği sayesinde birlikte var olma mücadelesini farklı yönlerden ele almaktadır. Bu güçlü devletin üç kıtada süren hâkimiyetinin son dört asrında Afrika ile ilişkileri olabildiğince incelenmektedir. Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihte yaşanan bu tecrübelerden alacağı önemli dersler bulunmaktadır. Zira pek çok alanda kıtalar arası köprü konumuna gelmesinde geçmişte olduğu gibi gelecekte de bu coğrafyaya yakın ilgisi etkileyici rol oynayacaktır.

Osmanlı Devleti'nin üç kıtadaki hâkimiyetinin en az bilineni şüphesiz Afrika'daki kısmıdır. Roma ve Bizans hâkimiyetlerinin bile bu kıtadaki varlığının daha teferruatlı bilindiği dikkate alınacak olursa XVI. yüzyılın ilk yıllarından XX. yüzyılın başına kadar tam dört asır devam eden sürecin özellikle arşiv ve diğer kaynakların titizlikle incelenerek daha iyi ortaya konması bir gereklilik halini almaktadır. Afrika ülkeleri 1950'lerden sonra elde ettikleri bağımsızlık süreçlerinde iç kavgalar ve komşu devletler arasındaki gergin ilişkilerle ve çoğu askeri darbelerle devamlı çalkalandı. 1990 yıllarda ise Çin ve Hindistan gibi Asya ülkelerinin bu kıtaya giderek artan daha ziyade ekonomik ilişkilerinin bir getirisi olarak yeni kalkınma hamleleri başladı. Ne var ki 2000'li yıllarda eski sömürgeci Avrupa devletleri ile özellikle bu kıtayı genelde ihmal eden ABD bu kıtada her geçen gün nüfuz kaybına uğradıklarını fark ettiler. Böylece büyük güçler arasında Afrika yeniden menfaatler çatışmasına sahne olma sürecine tekrar girdi. En istikrarlı olduğu söylenen Tunus, Fildişi Sahili, Libya, Mısır gibi ülkeler bir anda büyük kaos ortamlarına sürüklendiler. Bu yeni süreç adeta XVI. yüzyılın başındaki İspanyol ve Portekiz işgallerine, özellikle de XIX. yüzyılın son çeyreğindeki Fransa, İngiltere, Almanya, İtalya, Belçika, İspanya ve Portekiz gibi Avrupa ülkelerinin istilaları sonrasında kıtayı kendi aralarında paylaşıp sömürgeleştirme hamlelerini hatırlatmaktadır. Osmanlı-Afrika İlişkileri kitabı genel anlamıyla bu kıtanın sömürgeleştirilmesine karşı yerli idarelerle ve halklarla kurulan işbirliği sayesinde birlikte var olma mücadelesini farklı yönlerden ele almaktadır. Bu güçlü devletin üç kıtada süren hâkimiyetinin son dört asrında Afrika ile ilişkileri olabildiğince incelenmektedir. Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihte yaşanan bu tecrübelerden alacağı önemli dersler bulunmaktadır. Zira pek çok alanda kıtalar arası köprü konumuna gelmesinde geçmişte olduğu gibi gelecekte de bu coğrafyaya yakın ilgisi etkileyici rol oynayacaktır.

Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat