Gün Ortasında Arzu

Stok Kodu:
9789758859559
Boyut:
13.00x19.50
Sayfa Sayısı:
123
Basım Yeri:
İstanbul
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2007-02
Kapak Türü:
Ciltsiz
Kağıt Türü:
2. Hamur
Dili:
Türkçe
%15 indirimli
11,00
9,35
9789758859559
388389
Gün Ortasında Arzu
Gün Ortasında Arzu
9.35
Behçet Çelik'in hikâyelerinde, okuduklarımız kadar okumadıklarımız da yer tutar, denebilir ki bu hikâyelerin asıl nirengi noktasını onlar oluşturur; dışarıda bırakılanlar, yazılmayanlar, söylenmeyenler... Dolayısıyla, olan bitene odaklandığımız ilk bakışta değil, esas olarak ikinci bakışta, ikinci okuyuşta çarpacaktır bizi bu hikâyeler. Anlatıcı gibi hikâye kişileri de kendi hikâyelerini abartmaya, süslemeye kalkışmazlar. Sürprizli sonlar gereksiz birer yüktür: Zaten her şeyin olup bittiği, fedaların, vazgeçişlerin, düş kırıklıklarının bile geride kalmaya başladığı andır, bir Behçet Çelik hikâyesinin başladığı nokta. Hikâyenin sonundaki aydınlanma anını kahramanlar değil, biz okurlar yaşarız, artık o öykünün öncesini kurabilmeye başlamış, metin karşısında aydınlanmışızdır çünkü... Bir şifre, çetrefil bir bilmece, sırrına erilecek bir anlam da söz konusu değildir; Raymond Carver, Vüs'at O. Bener ve Barış Bıçakçı'yla akrabalığı olan Çelik'in metinleri, şifreden çok şiire yakındır. Okur tarafından keşfedilmeyi bekleyen yalın bir şiire.Kaldırımın altında cinayetlerden, katliamlardan, sahipsiz cesetlerden, tuzaklardan, havaya uçan, uçuran, uçurulan hayatlardan oluşmuş, katılaştıkça katılaşmış, yanık kokan bir alaşım akıyor. Dünya kanıyor, çürüyor kaldırımın altında; kimse farkında değil. Kaldırımın üstünde oyunlar oynuyoruz; evlilik oyunları, para kazanma, kaybetme oyunları, tatile çıkma, dinlenme, yorulma, sevişme, hatta dünyayı değiştirme oyunları. En fenası, "biz oyunun farkındayız" oyunu. "Oynamıyorum, havlu attım," deyip bunu pek güzel sahneye koyan, başkalarından, daha havlu atmamışlardan ya da hiç atmayacak olanlardan alkış bekleyenler de az değil. Onları görünce kimselere söylemeden "söyleyecek kimse bırakmadan çevremde" sessizce havlu attım. Fark mı bu?
Behçet Çelik'in hikâyelerinde, okuduklarımız kadar okumadıklarımız da yer tutar, denebilir ki bu hikâyelerin asıl nirengi noktasını onlar oluşturur; dışarıda bırakılanlar, yazılmayanlar, söylenmeyenler... Dolayısıyla, olan bitene odaklandığımız ilk bakışta değil, esas olarak ikinci bakışta, ikinci okuyuşta çarpacaktır bizi bu hikâyeler. Anlatıcı gibi hikâye kişileri de kendi hikâyelerini abartmaya, süslemeye kalkışmazlar. Sürprizli sonlar gereksiz birer yüktür: Zaten her şeyin olup bittiği, fedaların, vazgeçişlerin, düş kırıklıklarının bile geride kalmaya başladığı andır, bir Behçet Çelik hikâyesinin başladığı nokta. Hikâyenin sonundaki aydınlanma anını kahramanlar değil, biz okurlar yaşarız, artık o öykünün öncesini kurabilmeye başlamış, metin karşısında aydınlanmışızdır çünkü... Bir şifre, çetrefil bir bilmece, sırrına erilecek bir anlam da söz konusu değildir; Raymond Carver, Vüs'at O. Bener ve Barış Bıçakçı'yla akrabalığı olan Çelik'in metinleri, şifreden çok şiire yakındır. Okur tarafından keşfedilmeyi bekleyen yalın bir şiire.Kaldırımın altında cinayetlerden, katliamlardan, sahipsiz cesetlerden, tuzaklardan, havaya uçan, uçuran, uçurulan hayatlardan oluşmuş, katılaştıkça katılaşmış, yanık kokan bir alaşım akıyor. Dünya kanıyor, çürüyor kaldırımın altında; kimse farkında değil. Kaldırımın üstünde oyunlar oynuyoruz; evlilik oyunları, para kazanma, kaybetme oyunları, tatile çıkma, dinlenme, yorulma, sevişme, hatta dünyayı değiştirme oyunları. En fenası, "biz oyunun farkındayız" oyunu. "Oynamıyorum, havlu attım," deyip bunu pek güzel sahneye koyan, başkalarından, daha havlu atmamışlardan ya da hiç atmayacak olanlardan alkış bekleyenler de az değil. Onları görünce kimselere söylemeden "söyleyecek kimse bırakmadan çevremde" sessizce havlu attım. Fark mı bu?
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat